http://www.evrensel.net/  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kırmızının peşinde bir ömür...
Yönetmen Selim Evci 16. yüzyılda İznik çinilerinde görülen ve yaklaşık 30-40 yıl sonra reçetesi kaybolan, efsane renk, mercan kırmızısının hikayesini “Kırmızıyı Arayan Adam” isimli belgesel filminde anlatıyor.

Geçmişle yüzleşme...
“27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü” yaklaşıyor. Mevcut tiyatro kuruluşları, yerel yönetimler ve tiyatroseverlerin bugüne dair özel bir hazırlığının bulunmasıyla birlikte Bursa’da her yılki alışılmış hazırlıkların dışında ayrı bir heyecan yaşanıyor.

İki Amerika’nın çatışması
En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu dahil 5 dalda Oscar adayı olan Bennett Miller’in yönettiği “Capote” de Philip Seymour Hoffman, Catherine Keener, Clifton Collins Jr. ile Chris Cooper oynuyor.


Kırmızının peşinde bir ömür...
Ulaş Emre
Yönetmen Selim Evci 16. yüzyılda İznik çinilerinde görülen ve yaklaşık 30-40 yıl sonra reçetesi kaybolan, efsane renk, mercan kırmızısının hikayesini “Kırmızıyı Arayan Adam” isimli belgesel filminde anlatıyor. Filmin hikayesi ise Evci’nin hocası Süha Arın’la birlikte çalışırken her yıl düzenlenen. “Altın Safran Safranbolu Film Festivali”ne katılmak istemesiyle başlıyor. Festivalin konusu “Kültürel Miras” olunca hocasına ait olan MTV prodüksiyonda bulunan kitapları incelemeye başlayan Evci, böylece reçetesi kaybolan “mercan kırmızısı”nın hikayesiyle ulaşmış. Süha Arın Hocası’nın danışmanlığında festivale de uygun düşen bu konuyu işlemeye karar vermiş. Film, festivallerde birçok ödül alırken yerli yabancı birçok kişi ve kurumun ilgisini de çekmiş.
Kısa bir süre önce Evci Film Prodiksiyon’u kuran ve aynı zamanda İFSAK Yönetim Kurulu üyesi olan Evci’nin “Duvarın Arkası”, “Sen ya da Hayalin”, “İyi Günler” isimli filmleri bulunuyor. “Kırmızıyı Arayan Adam” çeşitli kültür sanat etkinlikleri kapsamında gösterilmeye devam ediyor. Ayrıca film İZ TV ve İFSAK’da da izlenebilir. Yönetmen Evci’yle filmi “Kırmızıyı Arayan Adam”ı konuştuk.
“Kırmızıyı Arayan Adam” isimli belgesel filminizin oluşum sürecinden bahseder misiniz?
Film İznik çinisindeki efsane renk mercan kırmızısını anlatıyor. Mercan kırmızısı 16. yüzyılda da İznik çinilerinde görülen ve yaklaşık 30-40 yıl kadar süren ve sonrasında reçetesi kaybolan bir renk. Çini üzerinde hafif kabarık dokusu, olağanüstü doygun kırmızısıyla tüm dünya seramik sanatı için efsane olmuş. Günümüze kadar yabancıların özellikle Japonların bu renkle, bu rengi yakalamakla uğraştıklarını da görüyoruz. Biz bu konuyu 3 ay kadar araştırdık. Ardından çekimler için rotamızı belirledik. İstanbul, İznik ve Kütahya’daki örnek teşkil edebilecek önemli çini atölyelerini ziyaret ettik. Bu ropörtajlar sırasında tüm çini ustaları sözleşmişcesine tek bir ustadan bahsediyordu; Faik Kırımlı. Bu gelişme belgeselci olarak Faik Kırımlı ustanın peşine düşmemizi gerektiriyordu. Biz de araştırdık ve Faik Kırımlı ustayı Asmalı Mescit’teki atölyesinde bulduk. Tam bir İstanbul beyefendisiydi, yıllarını çini sanatına vermiş bir usta. Bir kişinin, sadece bir ustanın, ülke sanatına ne denli büyük katkılarla yön verebileceğinin göstergesidir Faik Kırımlı. İlk görüşmenin ardından hayat hikayesini kendi ağzından dinlediğimizde, belgeselci olarak konunun özüne, anadamarına ulaştığımızı hissettik.
Faik Kırımlı mercan kırmızısıyla nasıl tanışıyor?
Faik Kırımlı 50’li yıllarda Beyoğlu’nda ressamlık ve antikacılıkla uğraşan bir genç. Bir gün Beyoğlu’nda yaşayan bir Rum, Faik Usta’ya 16.yüzyıla ait İznik tabağı gösteriyor ve efsane renk mercan kırmızısını anlatıyor. Faik Kırımlı o günden sonra araştırmaya başlıyor. İznik’e gidiyor. Çini adına hiçbir şey kalmadığını, tek bir atölye bile olmadığını görüyor. Aslında toprağı biraz karıştırsanız çini parçaları ortaya çıkıyor. Çünkü İznik bölgesi 300-400 sene çini fabrikası gibi çalışmış. Faik Usta ardından Kütahya’ya gidiyor. Birkaç atölye buluyor, fakat onlar da gerçek İznik hamurunu kullanmıyorlar. Faik Usta yıllar süren çalışmaları sonucu karşılaştığı onca soruna rağmen, bu rengin peşini bırakmıyor. Çininin kadı defterleri, Osmanlı arşivleri derken yıllarını veriyor. Bu arada İznik’te bir fırın kuruyor ve yanında yeni ustaları yetiştiriyor. Bulduğu formülleri reçeteler halinde ustalara dağıtıyor. Faik Usta’nın açtığı bu yol, birçok çinici yetişmesini de sağlıyor. Bugün İznik yine çini adına önemli bir merkez.
Rengin peşine düşen Faik Usta, peki mercan kırmızısına ulaşabiliyor mu?
Bu sıkça sorulan bir soru. Sanat tarihçisi Prof. Dr. Nurhan Atasoy yöneltilen bu soruya şöyle yanıt veriyor; “Günümüzde mercan kırmızısına en çok yaklaşan en iyi kırmızıyı çıkaran usta Faik Kırımlı’dır.” Ama Faik usta bugün hâlâ mercan kırmızısını aramaya devam ediyor.
Bu belgeseli yaparken neler hissettiniz?
Suha Arın Hocamız belgeselin bilimle sanatın buluştuğu yer olduğunu söylerdi. Belgesel yapmanın en keyifli yanı araştırmak, öğrenmek, bilimsel verileri toplamak ve bunları dramatik bir anlatı üzerine bina ederek seyirciye ulaştırmak. Örneğin bu filmden sonra Faik Ustayı tanımak, İznik çinisinin ne olduğunu derinlemesine öğrenmek, efsane mercan kırmızısını izlemek tüm ekip için çok keyifliydi. Kocaman bir ansiklopedi okumak gibi bir şey belgesel yapmak...
Yeni belgesel projeleriniz var mı?
Elbette çok sayıda proje var, finansal kaynak bekliyor. Ben “Kırmızıyı Arayan Adam” filminin tüm maliyetlerini karşılayıp bitirdikten sonra Kültür Bakanlığı’na sunmuştum. Amacım biraz destek alıp bir sonraki projenin bütçesini sağlayabilmekti. Gönüllülükle çalışan ekibime destek sağlayabilmekti. Fakat festivallerde ödüller alan yerli yabancı birçok kişi ve kurumun ilgisini çeken film, desteğe uygun bulunmadı. Kültür Bakanlığı, gönüllülükle çalışan, maliyetleri cebinden karşılayan ve hiçbir şey istemeden ülke sanatına katkıda bulunarak yön verecek Faik Kırımlıları, belgeselcileri görmezden geliyor. Hal böyle olduğunda ülkede belgesel yapmak, sanata katkıda bulunmak deli işi gibi görülüyor. Ama içten gelen bir duygu ile filmler yine yapılıyor, yapılacaktır da...
* Filmle ilgili ayrıntılı bilgi için www.evcifilm.com’u ziyeret edebilirsiniz.


Başa dön


Geçmişle yüzleşme...
Erkan Araz
“27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü” yaklaşıyor. Mevcut tiyatro kuruluşları, yerel yönetimler ve tiyatroseverlerin bugüne dair özel bir hazırlığının bulunmasıyla birlikte Bursa’da her yılki alışılmış hazırlıkların dışında ayrı bir heyecan yaşanıyor.
Bu heyecanın nedeni Bursa Devlet Tiyatrosu ve Bursa Kent Müzesi tarafından ortaklaşa hazırlanan ve Kent Müzesinde 27 Mart tarihinde sahnelenmeye başlayacak bir sergi organizasyonunun olması. Altı ay süreyle sergilenecek olan bu hazırlıkta, köy seyirlik oyunlarından, gölge oyunlarına, orta oyunundan tuluat tiyatrosuna kadar Bursa’nın geçmişinden bugüne Bursa’daki tiyatral aktiviteler görülebilecek.
Bursa’nın en önemli kültürel birikimi olan Devlet Tiyatrosu da bu sergide önemli yerini alırken, Uludağ Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Yıldırım Belediye Tiyatrosu ve Bursa Ekin Tiyatrosu bu çalışma içerisinde yer alan kurumlar. Ahmet Vefik Paşa dönemi ve 1971’den bu yana Bursa Devlet Tiyatrosu’nda oynamış oyunların afişleri, kostümleri, fotoğrafları, aksesuarları, dekor parçaları ve o tarihten bu yana Devlet Tiyatrosunun kullanmış olduğu teknik malzemeler sergilenecek. Ayrıca Bursa’nın yetiştirmiş olduğu tüm oyuncular da bu sergide yerini alırken aynı gün “Akvaryum” adlı oyunun da prömiyeri yapılacak.
İlk kez geçmişteki tiyatro aktiviteleri ile ilgili bir halkın bu sergiyle karşılaşacak olması ve bu yönüyle Türkiye’de bir ilki oluşturmasının yanı sıra serginin açık olduğu süre içerisinde belirli periyotlarla oyuncular tarafından tiyatro hakkında seminerler verilecek olması da sergiyi görselliğin dışına çıkartarak geniş bir perspektifin içine sokuyor.
Ayrıca “Işığın Büyüsü” isimli çalışmayla tiyatro oyununda ışığın rolü ve önemi işlenirken, Devlet Tiyatrosu bünyesinde bulunan yeni kursiyerler ve U.Ü. Tiyatro Topluluğu tarafından hazırlanacak oyunlar da Kent Müzesi bahçesinde ücretsiz olarak oynanacak. Sergiyi dolaşırken Devlet Tiyatrosu’nda oynanmış bütün oyunların müzikleri sergi boyunca size eşlik edecek olması sizin sergiyle bütünleşmenizi sağlayacak bir tasarım olarak karşınıza çıkıyor.
Yeni arayışlar
Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız Bursa Devlet Tiyatrosu Müdür Yardımcısı Ahmet Somers, Türk tiyatrosunun çok önemli bir süreci yaşıyor olması bakımından bu serginin kendileri için oldukça önemli olduğunu belirterek, “Türk tiyatrosu yeni bir ivmenin üzerinden ataleti atıp yeni arayışlar içerisine girmiş durumda. Bu arayışta tiyatro insanının dansı ve sözü birleştirerek yeni bir tarz oluşturmasına gelmiş durumda. Bu noktada batıya ritüeller yol gösterirken, bizde de ritüel tabanlı seyirlik oyunlarımız yol göstermektedir” şeklinde konuşuyor. Bu noktada tiyatro anlayışında yeni arayışlar içerisindeki bir süreçte geçmişle yüzleşmenin önemine değinin Somers, oluşturdukları sergi çalışmasının da bu arayışa ciddi katkılar sağlayacağını dile getiriyor. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde saat 16.00’da serginin açılışının yapılacağını ve aynı gün saat 20.15’te “Akvaryum” adlı oyunun prömiyerinin yapılacağını aktaran Somers, sanat yoğunluğunun yüksek olacağı bugünde bütün Bursalıları bu şölene beklediklerini dile getiriyor.

Sınırlar içinde özgürlük arayışı
Bursa Devlet Tiyatrosu 2005-2006 sezonunda, AVP Sahnesinin yeni oyunu Aldo Nıcolaı’nin yazdığı, Hasan Levendoğlu’nun çevirdiği ve Ferdi Merter’in yönettiği “Akvaryum” adlı oyun ile tiyatroseverleri buluşturuyor. Oyunun dekor tasarımını Sertel Çetiner, kostüm tasarımını Tülay Kale, ışık tasarımını Ali Karaman ve Koreografisini Neriman Bekiroğlu yaparken, oyunda Kemal Okur, Berrin Balkanlar, Ahmet Somers, Demet Oran, Levent Uzunbilek, Yener Sezgin, Serap Uluyol, Eren Nalcı ve Levent Aras rol alıyor.
Toplumun bireye biçtiği yaşam şekli, asla tartışmaya açık değildir. Toplum tüm standartlarını belirler ve ortaya koyar. Dışına taşımaya çalışanları acımasızca cezalandırır. Öyle baskılar ki farklılığı düşünmekten bile korkar hale geliriz. Bu sürecin acı yanı, değer bekçiliği yapan ailelerdir. Bunu da sırf sınıf atlama olasılıklarını yitirmemek için yaparlar. Üstelik toplumsal değerler, bireylerin niteliklerine göre değişkenlik gösterir, buna rağmen değişmeyen tek şey, bütünlüğün oluşturduğu sınırların dışına çıkma özgürlüğünün olmayışıdır. Zaman zaman birileri yaradılışı gereği bu sınırları zorlar. İşte Celestino bunlardan biri. O da bu savaşı yaşar… Sonuç? Bunu öğrenmek isteyenler 27 Mart’ta Bursa Devlet Tiyatrosu’na gidebilirler.


Başa dön


İki Amerika’nın çatışması
En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu dahil 5 dalda Oscar adayı olan Bennett Miller’in yönettiği “Capote” de Philip Seymour Hoffman, Catherine Keener, Clifton Collins Jr. ile Chris Cooper oynuyor.
1959’da, “Tiffany’de Kahvaltı”nın yazarı ve jet sosyetenin sevilen isimlerinden biri olan Truman Capote, New York Times’ın arka kapağında bir makale okur. Makalede Holcomb-Kansas’ın tanınmış çiftçi ailelerinden Clutterlar’ın dört ferdinin öldürüldüğünü yazmaktadır.
Gazetede hemen her gün benzer hikayeler yayınlanmaktadır, ama bu hikayedeki bir şey Capote’nin dikkatini çeker. Bu hikaye, uzun süredir aklında olan, kurgu olmayan bir yazının, doğru yazarın elinde kurgu kadar etkili olacağı şeklindeki teorisini test etmesine olanak tanımaktadır.
Rüzgarların esip geçtiği, otlakların ortasındaki bu küçük kasabada cinayetler nasıl bir etki yaratmıştır? Kendi amacı doğrultusunda konu olarak bunu seçtiği için, katillerin asla yakalanmamış olması sorun değildir.
Capote, The New Yorker dergisini kendini görevlendirmeye ikna eder ve Kansas’a doğru yola çıkar. Yanında Alabama’dan çocukluk arkadaşı Harper Lee de bulunmaktadır. Harper Lee birkaç ay içinde Pulitzer Ödülü kazanacak ve “To Kill a Mockingbird”ün yazarı olarak şöhrete ulaşacaktır.
Muazzam bir yazar
vizyonda bu hafta
  • Kırmızı Başlıklı Kız
    Cory Edwards’ın yönettiği ve Anna Hathaway, Glenn Close, Patrick Warburton ile David Ogden Stiers’in seslendirdiği animasyon film “Kırmızı Başlıklı Kız” dünyanın en tanınmış hikayesidir.
    Film küçük kızı yemek için büyükannesinin kılığına giren hain kurdu anlatır. Orijinal hikâyede birçok soru yanıtsız kalmıştır. Kurt neden küçük kızı yemek istemiştir? Büyükanne nerdedir? Kırmızı Başlıklı Kızın aklından aslında neler geçmektedir? Bu masaldan yola çıkan Hoodwinked, bütün karakterleri bir araya getiriyor ve bütün bu sorulara cevap arıyor.
  • Pembe Panter
    Shawn Levy’nin yönettiği “Pembe Panter” de Steve Martin, Kevin Kline, Beyonce Knowles ile Jean Reno’nun oynuyor. Hayranları tarafından etrafı sarılan dünyaca ünlü futbol antrenörü, Yves Gluant, pop yıldızı olan sevgilisi Xania ile bir galibiyet coşkusunu paylaşırken nereden geldiği belli olmayan zehirli bir okla yere düşer. Panik sırasında ise paha biçilemez elmas yüzüğü “The Pink Panther” gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Müfettiş Clouseau ve yani asistanı bir dizi ipucunun peşine takılırlar.

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail:mailto:posta@evrensel.net