http://www.evrensel.net/  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Emeğin çilenin izinde...
Daha çok işçi resimleri yapan ressam İrfan Ertel, “Barış” başlıklı yeni sergisiyle Anadolu’nun yaşlı insanlarının yüzlerini tuvallerine taşıyor.

Kim kazanır? Ve nasıl...
Oyunun adı “Kumarbazın Seçimi” olsa da, masanın etrafındakilerin seçebileceği çok fazla seçenek yok aslında...

Kısa Film Festivali’ne
   başvuru yağmuru

Akbank Kısa Film Festivali’ne bu yıl 264 kısa film ve belgesel başvurdu. Festival koordinatörü genç yönetmen Selim Evci, bu oranı her geçen yıl artan sinema potansiyeline bağlıyor.


Emeğin çilenin izinde...
Turgay Keser
Daha çok işçi resimleri yapan ressam İrfan Ertel, “Barış” başlıklı yeni sergisiyle Anadolu’nun yaşlı insanlarının yüzlerini tuvallerine taşıyor. Tarlada, evde yorulmak bilmeden ömürleri boyunca çalışan nineler, türlü köy işlerinde didinen yaşlı adamlar İrfan Ertel’in resimlerinde bazen gülümseyerek, bazen de yoksulluk akan yüzlerini gizleyerek bakıyorlar dünyaya.
Kimi yaşmağıyla ağzını kapatmış, kimi gülerken yakalanmış, kimi büyük bir acı, büyük bir özlemle gözlerini bir yere dikmiş. Ama hepsi de gülüşleri ve acılarıyla yaşama sarılmışlar. Bütün Anadolu’da gezip gördüğü yerlerden hikayeler ve portreler derleyen Ertel, bu resimlerde coğrafyayla insan yüzleri arasındaki bağlantıyı da ortaya koyuyor. Bahar aylarında doğanın cömert güzelliği insanların yüzlerini de güzelleştirirken, yoksul yerlerdeki insanların yüzleri de ağaçlar ve dağlar gibi zayıf, kara ve ümitsiz.
Biraz daha yaklaşsanız üzerlerindeki mayıs kokusunu duyuracak kadar canlı duran portler, acının ve umudun sesini de getiriyor.
Resimleri, Anadolu’da çekilen çilenin bir yansıması olarak gördüğünü söyleyen Ertel, “Benim için de önemli olan emeğin ne çileli bir yorgunluk olduğunu göstermekti. Emeğin aynı derecede de önemli ve yüce bir değer olduğu bu insan yüzlerine bakarak anlayabiliriz” diyor.
Resimlerde görülen her insanın ayrı ayrı hikayeleri olduğunu belirten Ertel, “O hikayeleri bilmek ben de başka türlü duygular da uyandırdı” belki resme bakanın da bu hikayeyi bir yerinden tutacağı hissi veren bir kadın yüzü, beyaz yaşmağı, yaşmağın boncuklu süsleriyle arkasındaki arı kovanlarının ve ormanın çoğalttığı gülüşüyle bize bakıyor.
Doğa ve insan
“İnsan yüzlerindeki emeği göstermeye çalıştım” diyen Ertel, koşulsuz çalışmanın, toprağı bitip tükenmeden işlemenin ne büyük çilelere mal olduğunu da anlatıyor. Bu çile yalnız ekmek ve yalnız umut için çekiliyor. Ve bu resimlerde anlaşılıyor ki insanlar yaşlansa da güzel günlere duyulan umut yitirilmiyor. Ama öbür taraftan yaşamın ağırlığı ve yoksunluklar kadar geçen yılların izlerini de İrfan Ertel’in yaptığı insan yüzlerinde görmek mümkün.
Unutulmaya terk edilmiş yaşlı insanların, ki kimisi 70’ini çoktan devirmiş, kimisi 80’den fazla kimisi de 90 gösterse de daha 50’nin başında, hepsinin gençlere doğru içtenlikle bakan gözlerinde bağışlama ve sitem var. Oysa 90’dan sonra Anadolu’da kaç köy ıssız kaldı, unutuldu yaşlılarla birlikte kimbilir. Ama bu unutulmanın öbür yanında güçlü doğayı da hissettiren Ertel’in, özellikle geniş gövdeleriyle hükümran duran ağaçları dikkat çekiyor. İnsana biraz da doğanın ağaçtaki emeğini duyuran Ertel, insan ve doğayı birbirinden koparmaya çalışmıyor. Pekçok kuşa yuva olan bu geniş ağaç gövdeleri de yine insanlar gibi yaşlı ve merhametli duruyor. Mayısta işçi resimleriyle birlikte Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde de sergilenecek olan bu çalışmalar şimdilik 25 Aralık’a dek Kadıköy’deki DMS Sanat Galerisi’nde izleyiciye açık. Ertel resimlerinde çilenin ve emeğin izini sürüyor, bunların karşılığıysa; acı, yoksulluk, umut ve bir parça ekmek.


Başa dön


Kim kazanır? Ve nasıl...
Mustafa Kara / mustafakara@hotmail.com
Sayısal Loto, Toto, İddia, Milli Piyango kuyrukları giderek uzuyor. “Normal” yollarla bırakın zengin olmayı, 10 milyonu aşan işsiz sayısı ile hayatta kalmanın bile güçleştiği zor günler yaşanıyor. Umut, en karanlık, en umutsuz görünen günlerde daha bir sarar, sarmalar insanı... Başka çıkış yoktur çünkü...
Kent Oyuncuları’nın sahneye koyduğu “Kumarbazın Seçimi”, farklı hayallerle oturulan bir kumar masasını anlatıyor. Genç İngiliz Yazar Patrick Merber’in ödüllü oyunu “Kumarbazın Seçimi”, bir restoranda her pazar düzenlenen “kumar ayinleri”nden birinde, masada kalan hayallerin ayrıntılı bir analizini de getiriyor. Patron, patronun haylaz oğlu, bir kumarbaz, bir aşçı ve iki garsonu bir masanın etrafında toplayan, bir yanıyla aynı, bir yanıyla çok farklı amaçlar. Garson Mugsy (Bartu Küçükçağlayan) tuvaletten bozma da olsa, bir restoran açıp kendi restoran alma sevdasında, garson Frankie’nin derdi çok uzaklara gidebilmek. Aşçı Sweeny (Bülent Şakrak), küçük kızını biraz daha mutlu edebilecek parayı istiyor. Patronun oğlu Carl hemen (Okan Yalabık) herkese borçlu ve bunları ödemek için kumardan başka çare bulamıyor. Profesyonel kumarbaz Ash (Cüneyt Türel), zaten o yolun yolcusu... Patron Stephen (Köksal Engür) ise, zaten “kurucu” sıfatıyla oyunun sahibi, her türlü kuralın koyucusu...
UYUŞTURAN AYİNLER
Hepsinin kazanamayacağı hemen herkesin farkında olduğu bir gerçek; ama ya hiçbirinin kazanamayacağı gerçeği? Aynı fasit daire içinde her pazar yinelenen bu kumar partilerinin, biraz daha borç ve biraz daha fazla mesai dışında getirdiği ne olabilir ki? Öyseyle, bir türlü kazanılamayan ve asla da kazanılamayacak olan bu oyunda ısrar niye? Bir başka söyleyişle; ancak üç beş kişinin kazanacağı şans oyunlarının peşine milyonlarca insanı takan hangi ruh hali? Son dönemin amiyane tabiri ile “yalnızlık” mı sadece? Ya da sırf kazanabilme ihtimali mi? Sığınak olarak kumarı bulan yalnız kalabalıklar mı, o oyunun masanının etrafındakiler... Kumar masasında yapılan pazar buluşmalarının “ayin” olma niteliği tam da burada devreye giriyor. Kimi zengin, kimi yoksul, kimi genç, kimi yaşlı insanlar, kaçıyorlar. Daha iyi bir geleceği yaratmayı onlar için olanaksız kılan mecalsizlikleri, bir afyon gibi uyuşturan “ayinleri” vazgeçilmez kılıyor. Her seferinde kaybediyor olsalar da, büyük bir umutla onları masanın etrafına yeniden oturtan işte bu duygu...
EŞİT VE ÖZGÜR!
Görünürde, bireylerin sınıfsal olarak da eşitlendiği bir masa bu. Yoksul oturanın zengin, zengin oturanın yoksul kalkabileceği kadar dönüşüme açık. Oysa iktidar bu masada da var ve konulmuş kurallarla sonucu belli küçük bir oyun tüm bu yaşananlar...
Oyunun adı “Kumarbazın Seçimi” olsa da, masanın etrafındakilerin seçebileceği çok fazla seçenek yok aslında... Loto, toto, iddia kuyruklarındaki milyonların da elbette...
Yazar Patrick Merber, insanlar arası ilişkileri, hayatın gerçeğinden kaçan bireyleri, kendilerini özgür ve insan hissedebildikleri tek yer olan kumar masası etrafında anlattığı oyunu, Writer’s Guild Ödülü, Evening Standart’ın ‘En İyi Komedi Ödülü - 1995’ gibi pek çok ödülün de sahibi. Kenterler Tiyatrosu’nda, Cengiz Bozkurt’un sahneye koyduğu oyunun, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş zengin dekoru Barış Dinçel’e ait. Kostümler Gülay Kuriş, ışık tasarımı Cem Yılmazer, müzikler Arda Algül’ün imzasını taşıyor. Oyunda, Cüneyt Türel ve Köksal Engür gibi tecrübeli oyuncuların yanı sıra, özelikle Bartu Küçükçağlayan’ın başarılı oyunculuğuyla öne çıktığını söylemek gerekir.
“Kumarbazın Seçimi”, gerçek hayatın da giderek kumara dönüştürüldüğü bu topraklarda üzerine düşünülecek bir şeyler anlatmaya muktedir bir oyun.

İnsan her şeyi isterse...
“Her şeyi istedi mi insan, seçme şansı yoktur”. İnsana dair tek nitelemesi “tüketici” olan serbest piyasacı pazar ekonomisinin ve elbette onun dünyayı biçimlendiren “tüketim kültürü”nü alaşağı eden bir cümle bu. Provokatif bir yargı.
İstediği her şeye ulaşabilmek, mutluluğu bulabilmek için şeytanla pazarlık masasına oturan ve ruhunu şeytana satan Faust’u sahneye taşıyor “Studio 4 İstanbul”. “Godot’nun Eğlence Üçlüsü”, Alman düşünür Goethe’nin Faust’unu aynen oynamak yerine, bugünün dünyası için ve elbette kendi tiyatro arayışları doğrultusunda yeniden yorumlamış. İlk olarak 21. Gençlik Günleri’nde sahnelenen oyun, daha sonra başka ülkelerde de sahnelendi. Oyun, bugünlerde Tarlabaşı’ndaki İSM 2. Kat’ta yeniden perde açıyor. Kendisini “Sinema ve tiyatro çalışmaları üreten ve bu disiplinlerde kendine özgü ifade yolları arama fikriyle kurulmuş bağımsız bir topluluk” olarak nitelendiren Studio 4 İstanbul’un anlattığı Faust, bugünün dünyasında günlük hayata sıkışıp kalmış yalnız ve mutsuz bir birey. Şeytan onu bu boğucu hayatın ortasında yakalıyor ve ruhuna karşılık ona “sahte ürünler” ile dolu yeni bir dünya vaad ediyor. Şeytanın elini sıkarak “istediği her şeyi elde etmeye muktedir olan” Faust, mutluluk yerine, büyük bir yıkımın ilk adımını atmıştır. Küreselleşen dünyanın “tüketici” sıfatlı insanlarının, devasa alışveriş merkezlerindeki mutsuz dünyasına benzer Faust’un trajedisi...
“Studio 4 İstanbul”un “Godot’nun Eğlence Üçlüsü” adıyla uyarladığı “Faust / Provokasyon”u Onur Karaoğlu yönetiyor. Deniz Buga’nın sanat yönetmenliğini, Barış Berker’in özgün müziğini yaptığı oyunda, Fatih Gençkal (Faust), Ünal Doğan (Mephisto, Philemon) ve Onur Karaoğlu (Karl, Margeret) rol alıyorlar.


Başa dön


Kısa Film Festivali’ne başvuru yağmuru
Müjde Arslan
Akbank Kısa Film Festivali’ne bu yıl 264 kısa film ve belgesel başvurdu. Festival koordinatörü genç yönetmen Selim Evci, bu oranı her geçen yıl artan sinema potansiyeline bağlıyor. Evci, uzun metrajla olan orantısızlığın sebebini ise sinema sektörünün olmayışıyla açıklıyor. Akbank Kısa Film Festivali 16 Aralık’a kadar devam edecek. 6 filmin yer aldığı 8 grup halinde gösterilen filmlere sinemaseverlerin ilgisi yoğun. Programda kısa film gösterimlerinin yanı sıra paneller ve atölyeler de önemli bir yer tutuyor. Festival koordinatörü, kısa film yönetmeni Selim Evci, bu yıl 264 kısa film ve belgesel filmin başvurduğunu belirterek, rakamsal boyutun her yıl kısa film üretiminin arttığını ortaya koyduğunu söyledi. Uzun metraj ile orantısızlık ve dengesizlik olduğuna dikkat çeken Evci, uzun filmde aynı hareketliliğin olmamasını sinema endüstrisinin olmayışına bağlıyor. Evci, bir endüstrinin olmayışı yüzünden gençlerin uzun metraj film çekme şansı bulamadığı ve daha bağımsız olduğu için kısa filmi tercih ettikleri görüşünde.
Ahmet Uluçay festivalin gözdesi
Festivalin bu yıl ilgi çekici yeni bölümleri var. Bu bölümlerden biri, geçen yıl yaşamını yitiren Süha Arın’a ayrılmış. Bu bölümde Süha Arın’ın anlatıldığı bir film ile Arın’ın dört belgeseli yer alıyor. Bu yıl bir diğer yenilik uluslararası örneklere yer verilmesi. Bu bölümde 18 filmin Dünya ve Türkiye prömiyeri yapılıyor. Festivalin tek uzun metraj film kısa filmleriyle tanınan Ahmet Uluçay’ın ilk uzun metraj ödüllü filmi “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak”. Festivalde Uluçay’ın kısa filmlerini, bir de söyleşiyi içeren “Kısadan Uzuna” diye bir bölüm yer alıyor. Festivalin geleneksel bölümleri arasında ise atölyeler var. Alanında uzman kişiler tarafından gerçekleşen atölyelerle kısa film yapmak isteyen kişileri deneyimli kişilerle buluşturulması amaçlanıyor. Evci, konusunda uzman kişilerle birebir ilişkiye geçilmesinin bir hareket, canlılık getireceğine inanıyor. Evci, kısa filmi sinemaya dair iddiaları olan insanların kendilerini ispatladıkları uzun metraja geçiş platformu olarak niteliyor. Genç yönetmen, kısa filmin başlı başına bir sanat olsa da, bir başka bakış açısına göre uzun metraj için bir antrenman sahası olarak kabul edilebileceğini söylüyor.
Sinema yazarlarına cep telefonu ayıbı! Gösterime girmeye hazırlanan UIP şirketinin “King Kong” adlı filmi öncesi “Basın gösterimine ya cep telefonunuzu getirmeyiniz ya da cep telefonunuzu geçici olarak sinema salonu girişinde önceden hazırlayacağımız zarflara bırakınız” uyarısı Sinema Yazarları Derneği Yönetim Kurulu’nun tepkisine neden oldu. SİYAD yaptığı yazılı açıklamayla durumu kınarken “Sinema yazarına korsan muamelesi yapan bu uyarıyı dikkate almayacağımızı kamu oyuna duyururuz” dedi. “Yıllardır film şirketleri ile bizler arasında bir güven ilişkisinin oluştuğunu zannediyorduk. Ne yazık ki UIP’nin bu açıklamasıyla bahsedilen güvenin oluşmadığını üzülerek gördük” diyen SİYAD Yönetim Kurulu uygulamayı “talihsiz” olarak niteledi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail:mailto:posta@evrensel.net